Gülhis Yücel ile Röportaj

Kendinizden biraz bahsedermisiniz ?

İsmet – O.Zeki ÇAKALOZ çiftinin ilk çocuğu olarak 03/05/1954 yılında, anne ve babamın öğretmenlik yaptığı Sivasda doğmuşum. Önce babamın, arkasından annemin İstanbula atanmalarıyla 2 yaşımda bu kentli oldum. Benden 1.5 yıl sonra dünyaya gelen bir kız kardeşim ve yine benden 5 yaş küçük bir erkek kardeşim var. 1979 yılında Öğr.Görv.Dr.Yük.Mak. Müh. Turhan YÜCEL ile evlendim. 1980de kızım Ece doğdu.

Eğitim hayatınızı anlatırmısınız.?
İlkokulu Üsküdar Ayazma ve Üsküdar III.Selim İlkokulunda okudum. Ortaokulu Beylerbeyi Ortaokulunda bitirdim. Annem de orada Matematik Öğretmeniydi. O zaman bu okulun Lisesi yoktu. Liseyi Üsküdar Kız Lisesinde okudum. Fen kolunu üst derece ile bitirdim. Babam buna dayanarak benim hep Fen Bölümü ile ilgili branşlar seçmemi istedi. Kimya Mühendisliği gibi. Ama ben Güzel Sanatlara girmeye kararlıydım. Benim Üniversite sınavlarına girdiğim yıllarda Teknik Üniversite de Güzel Sanatlar gibi 2 sınav yaparak öğrenci alıyordu. Kurs kavramını ilk kez o zaman öğrendim. Babam Teknik Üniversiteye girmemi çok istediği için onun kurslarına yolladı. Ama ben bu arada Akademi sınavları için resim çalışıyordum,. Babam Atatürk Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü kurucularındandır. Sonra da Bölüm Başkanlığı yaptı . Daha sonra o zamanki adıyla Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Çağdaş Sanat Yorumu dersleri verdi. Uzun yıllar, ölümüne kadar, Cumhuriyet Gazetesi başta olmak üzere, çeşitli sanat yayınlarında eleştiriler yazdı. Böyle bir babanın kızını resim çalıştırması beklenir, ama ben kendi kendime çalıştım, babamın muhalefetine rağmen sınavlara girdim. Yine o zaman öğrendim ki bu sınavlar için de hazırlık kursları varmış. Oradan tanışan, selamlaşan, hazırlıklarını konuşanlar beni şaşırtmış, bu durum kendimi eksik hissettirmişti. Sınava Akademinin büyük konferans salonunda girmiştim. 70×100 kontrplak üzerinde o boyutta bir resim kağıdını doldurmak üzere verilen konu : Bahçe duvarı veya kapısına dayanmış at arabası tekerleği ….. At arabası görmüştük çoğumuz, ama kaç kişi tekerleğine dikkat etmiştik ki? İşte orada hayal gücü, tekerleği, matematik, mantık ile imal etti, sanata çizdi. Ona eski bir demir kapı, biraz sarmaşık, duvarın arkasında hayal meyal görülen köşk de eşlik edince birşeyler çıktı.Kursa gitmesem de üç bölümü birden ilk üç sırada kazanmıştım.
Babam sınav sonuçlarına rağmen bir süre direndi. Ama kesin kayıtlara son gün, son dakikada neredeyse, yetişerek Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümüne kaydoldum. İlk yıl Haziran döneminde tüm derslerden geçenler Mimarlık bölümüne yatay geçiş yapılabiliyordu. Benimki nasıl bir kararlılıksa vize vermeyerek Haziranda tam geçmedim, yüksek notlarım nedeniyle de İçmimarlık kürsüsüne geçtim. Sürekli Babamın Akademiye muhalefetinden sözedip durdum. Yanlış yorumlara yol açmasın. Babam da oradan mezun olmuştu. Onun endişesi sessiz, konformist kıymetli kızının ezilmemesi, hırpalanmaması idi. Doğrusu babamın okuduğu yıllardan beri okulumuzun, diğer eğitim kurumlarından farklı renkli, kimliği hem istenen hem de uyum için zorlandığım bir yıl yaşattı. Ama iyiki yaşatmış, şimdi o sessiz uslu kız epeyce değişti bu koşulara dayanır oldu. Ayrıca okulu bitirdiğimde babamın taşıdığı rozetin aynısının bana hediye etmesi ve gururlu göz yaşları onun onayı oldu.
İçmimarlık bölümüne girmek için epey mücadele etmişsiniz. Bu mesleğinin varlığını kimden duydunuz veya bu konuda model olan birisi varmıydı ? 
Annem Matematik öğretmeni, babam ressamdı. Hatırladığım ilklerde hep resim, sanat kitapları, yağlıboya kokusu, tuvaller var. Oyuncaklardan çok, kitap, kitaplardaki Rafaelin kuzuları ile vakit geçirdim. İyi resim yapardım. Babam resim yaparken yemek yemeden, su içmeden onu izlerdim.Çok sessiz, uslu bir çocuktum. Bu nedenle olsa gerek, babam resim yaparken yalnızca benim yanında oturmama izin verirdi. Bazen fırçalarını temizlememe, boyalarını vermeme de ses çıkarmazdı. İlk okulda resim yapamayan arkadaşlarıma çok şaşırmışımdır. Bunun çok doğal birşey olduğunu düşünmüştüm hep, herkesde olan birşey. Sonra babam müzik konusundaki bilgisizliğim ve yeteneksizliğimle örnekledi farkı. Bunlara rağmen neden resim veya heykel ya da mimarlık değil de İçmimarlık. Nedenini çok sorgulamadım. İlkokulda herkese sorulurken ben de İçmimar olmaya karar vermiştim. Şimdi düşününce iyi bir karışım gibi geliyor. Annemden matematik, babamdan sanat ….
Annenizin matematik öğretmeni, Babanızın resim öğretmeni olması meslek seçiminizde etken oldu denebilirmi?
Doğrudan etken oldu demek için o yıllarda bunun bilincinde olmam gerekirdi. Bunu şimdi irdeliyoruz. Ancak çok doğaldır. Bulunduğum ortamda birçok sanat tarihi kitabı vardı. Daha önce de söylediğim gibi bunlara çok küçükken bakmaya başlamıştık. Leonardo, Corbusier, Rafael ve diğerleri çok kolay söylediğimiz isimlerdi. Annem ise matematik sınav kağıtları okur, o zamanlar yazılı ödevler vardı, onları tek tek düzeltir, aynı masa etrafında tüm bunlara tanık olurduk.
Mesleğinizi, Türkiye koşullarında anlatırmısınız ? 
ilk yılımız, temel sanat eğitimi ve birçok altyapı dersleriyle geçmişti. Statik, yüksek matematik, tasarı geometri, perspektif gibi. 2. yıl projeye de geçtik, tam bu sıralarda kürsümüzün adı Y.Endüstri Tasarımı ve İç Mimarlık oldu. Buna çok sevinmiştim. Endüstri Tasarımına çok inandım, çok iyi projeler yaptım. Hocalarım sessiz Gülhisi keşfetmeye başladı. Akademi o zaman 5 yıl Yüksek Lisans düzeyindeydi. Kendi dönemimdeki 7 sınıf arkadaşımdan yalnız ben Haziran döneminde hiç yıl, dönem kaybetmeden mezun oldum. 11 Haziran 1976, bu Haziranda 28 yıl bitti. Endüstri Tasarımını anlatan hocalarımız, mezun olduğumuzda kapıda işadamlarının bizi bekleyeceğini söylemişlerdi. 11 Haziran 1976 öğlen diploma jürisinden çıktığımda bahçede hiç iş adamı yoktu. Hatta, fabrikalarında AR_GElerde de. Bir çok iş başvurumda kompozisyon yazar gibi Endüstri Tasarımı nedir ? Endüstri Tasarımcısı ne iş yaparı da yazdırıyorlardı, sonra ….. Bizim Makina Mühendislerimiz var. Görüşürüz inşallah diyorlardı. Bir süre sonra İçmimarlık yapan bir ofiste iş buldum. O sıralar İşletme mezunu olan kızkardeşim sıhhi tesisat armatürleri üreten bir holdigde işe başlamıştı. Onun bahsetmesiyle beni AR-GE lerine aldılar. 23 ay tasarım yapıp dosyalar doldurdum. Ama onlar İtalyadan tasarım aldılar. Hep adım İtalyan adı olsa meşhur olurdum diye düşünmüşümdür. O sıralar evlendim, kızımın doğum iznine çıkarken istifa etim. İşimin klasörde kalması beni üzüyordu. Ece yuva yaşına gelene dek fazla birşey yapamadım. İki yıl Resim Öğretmenliği dışında. Akademideyken Pedagoji derslerine de girmiş, sertifika almıştım. İnanılmaz iki yıldı. Çok sevdim öğretmenliği, ancak Resim Bölümü mezunu olmadığım için yalnızca Teknik Liselerde öğretmenlik yapabileceğim gerekçesiyle resmi atamam yapılamadı, ben de bırakmak zorunda kaldım. O iki yıl ayrı, çok güzel bir öykü, tadına doyulmaz deneyimlerdi benim için. 1984 yılında Yüksel Karapınar Mimarlık Atölyesine girdim. 4 yıla yakın da orada çalıştım. İkinci okulumdur benim mesleki anlamda. 5 yıldızlı otel, okul, villa, ofis, meclis lojmanlarına kadar geniş bir yelpazede işler yaptım orada. 1987 Sonbaharında birkaç ay serbest çalışmayı denedikten sonra 21 Aralık 1987 de Akbank Mimari İşler Grubunda çalışmaya başladım. Son 7 yıldır da bu Grubun müdürüyüm. Türkiyede her iş gibi bizim işimizi de doğru yapmak zor. Gelişmekte olan bir ülke olmamız, her yerde olduğu gibi meslek tanımlarında da, çalışma koşullarında da kaygan platformlarda bırakıyor bizi. Kavram kargaşaları, patent sorunları, etik kargaşalar, bunlardan sıyrılıp mesleğimin Don Kişotluğunu çok yaptım. Birşey başardım mı diye sorarsak, en azından kendime saygımı koruyorum. Her mesleğin tıptaki gibi Hipokrat yemini olmalı. Sık sık bu yeminin aynasına bakmalıyız.
Türkiyenin en büyük Holdinginde çalışıyorsunuz ve bir bayan olarak zorlukları var mı, varsa bu zorluklarla mücadeleniz nasıl oldu? 
Çalışma otamında, hukukda ya da herşeyde cinsiyet farklılık kavramı kalmamalı. Bizim işimizde beden de çok çalışıyor, bu açıdan bakınca erkek işi. Söylemde bayan işi gibi görülür, renk, zevk, incelik yönünden. Düşününce doğurgan bir iş, bu bakımdan da dişi, ama bedensel güç istediğinde de erkek, ayrım yok kısacası. Ben hiç bir konuda kadın-erkek diye tanımlanmayı, ortaya cinsiyetimle koyulmayı istemem. Siz kendinizi nasıl tanımlar, nasıl vurgularsanız öyle görülürsünüz. Yıllardır benimle çalışanlar bu anlamda cinsiyet içeren bir rafa beni koymamayı öğrendiler, çünkü ben kendimi bu anlamda vurgulamam. İşimin iyi yapılabilmesi için, yeteneklerimi, bilgimi, sezgilerimi, deneyimlerimi bir bütün olarak kullanırım, biraz kadın, biraz anne, kriz çözen sakin, bazen yüksek tonda konuşan korkusuz, atlayan, uzanan, ağır kaldıran bir kişi. Bu nedenle bulunduğum konuma gelirken her basamağı tek tek çıktm. Bana hiç asansör sunulmadı. Girdiğim gün bu koltuğu hedeflemiştim, bugün burada oturuyorum. Akbank dışardan bakıldığında disiplini ile bilinir. Doğrudur.Bu tarz bana hiç yabancı değildi. Eğitimci gelenekten bir ailenin cocuğuyum. Hayatım saatle, dakika ile planla geçti. Bu anlamda da bana çok uyan koşullardı. Hiç zorlanmadım. Kurumumuzda kadın olmaksa bir dezavantaj hiç olmadı. Birçok departmanda ve genel müdür yardımcılığı düzeyinde kadın yönetici var.
Genelde biliyorsunuz dekorasyon kelimesi çok geçiyor ,Sizin ağzınızdan İçmimari ve dekorasyon ayrımının ne olduğunu öğrenebilirmiyiz.? 
İçmimari, Matematik, fen, mantık, psikoloji, sanat, teknoloji hayatı içeren bir bilimdir. Dekorasyon daha yüzeyseldir, daha nesneldir. İçmimari, yaparken hesap kitapla, kuralla çalışılan bir iştir. Sn. Küçükerman bize  Katil tasarımcı olmayın derdi. Çok radikal bir uyarı gibi görülse de gerçektir. Tasarladığımız koltuklar, masalar, çatal bıçaklar, rendeler ve biçok şey sakat bırakılabilir, tabi başımıza düşerse bir kapak, dolap öldürür de. İçmimari, Mimari ile ortak çalışma gerektiren bir disiplindir. İç dışı biçimler, doğa da böyle Deriniz iskeletinizi örter, yağlarımız bizi şişman, zayıf yapar. Yastık kılıfı gibi doldurulan bir beden düşünemiyorum. Bu anlamda da yaşanacak ortamların doğru boyutlardan çoğalarak mimariyi ortaya çıkarması gerektiğini düşünüyorum. Anıtlar dışında ki bazılarının içine de giriliyor  yalnız dıştan bakılmak için yapılmış bir yapı yoktur. Hepsinin içine girilir, kafa çarpmaksızın, yatak, dolap sığdırarak….. Dekorasyon işi süsüdür. Burada müşteri daha az yönlendirilir. Onun zevki öne çıkar.
Türkiyede ve dünyada içmimarların önemi anlaşıldı ve tasarımcının değeri arttı. Bu nedenle bir içmimara düşen görevler nelerdir? 
Gelişmenin bir sonucu insan sürekli konfor standartlarında çıtayı yükseltiyor. Daha önce başını sokacak bir evle yetinen, şimdilerde iyi mutfaklar, banyolar istemeye başladı. Birçok malzeme adı mesleki gizem olmaktan çıkıp, herkesin günlük diline yerleşti. Fuarlar, dergiler, gazete ekleri insanları bilgili, görgülü, arayan, isteyen yaptı. Bu mesleğimiz adına iyi bir gelişme. Ancak tam burada bize doğru kişi olmak düşüyor. Mesleğimizi tam adıyla söyleyip başka formasyonların içine sığınmamalıyız. Biz İÇMİMARIZ, süslemeci değil. Önce doğru, yaşanır boyutlar tasarlayarak, doğru yerlere doğru fonksiyonları koyarak her insanı çoktan hakettiği doğru koşullarda yaşatmalıyız. Bizim işimizin  parası olanın  yaptıracağı bir lüks tüketim işi olmadığını hayatın bir parçası olduğunu vurgulamak da çok önemli. İçmimarlık öncelikle Villa dekorasyonu yapmak değildir. Okul, hastane, ofis, istasyon, hapishane  ne yazık ki yaşlılar evi…. herşey, insanın olduğu heryerde iç mimarlık vardır, mimarlığın olduğu gibi. Türkiye de sorun, mimarlar gerçekten istedikleri kadar bina yapamıyorlar. Birçok mimar mezun oluyor her yıl birçok eğitim kurumundan. Doğal olarak da çalışacak, kazanacaklar ve başlıyorlar içmimarlık yapmaya. Bizim mesleğimizi de alt grup bir iş gibi çalıştırıyorlar. Lütfen bizim işimizi bize bıraksınlar ve anlayışlar değişsin hiçbir meslek bir diğerinden daha üst sınıfta değildir. Biz de işimize sahip çıkalım. İki yastık, iki vazoyu biraraya getiren, mesleki eğitim almamış hanımlarımızın yaptığına da iç mimarlık demeyelim. Eline metre almadan, alçıya boyaya bulanmadan, birkaç çiviye basıp, ahşap atölyesinde kıymık batmadan, kısacası mutfağa girmeden bu iş olmaz.
Akbank projesi hakkında sizden görüş alalım. Bildiğimiz kadarıyla erinde Conseptinizi yabancı bir firma oluşturuyormuş. Neden bu böyle? 
Akbank bir değişim içinde. Bunun sonucu mimariye yansıtıldı. Yabancı Firma seçimi ise bir rekabet stratejisidir. Bunun Türk İçmimarlara yönelik bir ön yargı içermediğini iyi biliyorum. Uluslararası arenada oynayan büyük bir banka olarak bu boyutlarda davranıyor. Concept anlamında yabancı grubun oluşturduğu projeye ekibim destek verdi. Unutmayın ki bu çok büyük projeyi biz yönetiyoruz, tüm detaylarıyla.
Avrupa Birliğine girmek İçmimarların öneminde bir artış sağlayabilecek mi? Genç nesil iç mimarlara tavsiyeleriniz.
Açıkçası AB yasaları, bunların meslek kuruluşlarına yönelik detayları hakkında yorum yapacak kadar bilgi sahibi değilim. Ancak genel hukuk kavramlarındaki gelişmeler ve yükselen standartlar bu boyutta da artıya geçirecektir. Toplum olarak birilerinin bizi biryerden alıp biryere koymasını beklemekten nedense hiç vazgeçmiyoruz, ki bu Godoyu beklemeye dönüşüyor. Gidilecek yere kendimiz gitmeli, çıkılacak yere çıkmak için adım atmalıyız. ABye girmeyi hangi istasyonda bekliyoruz bilmiyorum ama, bence beklerken yapılacak birşeyler herzaman vardır. İçmimarlar odası olarak yasalara yönelik çalışmalarımız olmalı. Ruhsat Projeleri grubunda, statik, mimari, mekanik, elektrik gibi içmimari projesi de olmalı ve bunu içmimarlar yapmalı. Kullanıcıları da bu konuda bilgilendirmeliyiz. Onlar istemeli aramalı ki zorunluluk hissedilsin. Konut alırken yeni yeni, insanlar statik endişeler duymaya başladılar. Hoş bunu yapacak veriler henüz yok ama konuşulmaya başlandı. Bunun gibi, evini alınca mutfağı, banyoyu baştan yapmak yerine, iyi doğru yapılmış fonksiyonlarla karşılaşmayı da aramalılar. Yayınlar da bu konuda önemli. Yalnızca bu yaz mavi çok moda, kışın siyah beyaz, haydi herkese deri kanepe olsun demekle olmuyor. Yeni mezunlara, ya da bu meseleği seçmeyi düşünenlere gelince. Söylenecek çok şey var. Ancak deneyim onu yaşayarak edinen için gerçekten birşey ifade ediyor. Belki de çok yalın şunları söylemeli; disiplin + emek + etik değerler + çokça sevgi. Her işte olduğu gibi. Lütfen yaptıkları işe, gerekliliğine inansınlar. Çok disiplinli olsunlar, zaman kavramını etik bir değer olarak edinsinler. Ve emek versinler, çokça emek… Canım anneannemin bir sözü benim hep hayata bakışım olmuştur.Emekle taş ekmek olur
Kaç kişilik bir ekipsiniz ve son söz.
Benimle birlikte yirmi dört kişiyiz. Tüm Türkiyedeki Akbank bina ve şubelerine bu ekiple iş götürüyoruz. Şu sıralar 88 şube 3 bina şantiyemiz var. Zaman kavramı olmadan çalışıyoruz. Evimizdekilerden çok işteki ekiple beraberiz. Onlar benim ailem artık. Toplantı salonunda hepsini birarada görmekten çok keyif alıyorum. Onlara inanıyorum, onlarla çalışmaktan çok mutluyum. Umarım onlarda aynı duyguları paylaşıyorlardır. İyi bir ekibiz. Son söze gelince. Ben son sözümü söylemedim daha. Meslekte geldiğim yeri, meslekaşlarıma örnek olarak sunuyorsunuz. Evet belki bir çıkış, hiyerarşik bir başarı. Ama benim için daha başarı olacak proje tasarım yapılmadı. Adımın kalacağı bir iş ancak bu anlamda olacaktır. Yaşamımızın kalitesi hedeflerimizin varlığı ile ölçülmeli. Ben kaliteli bir yaşam seviyorum. Bu hayatımda iyi bir proje yapamazsam, ikinci hayatım olursa yine içmimar olur, yaparım. Bizim işimiz, insanla, yaşamla, çok örtüşen bir iş, mesleğimi bu nedenlerle de çok seviyorum.

Kaynak: iç mimarlar odası

Kerim ÇALIŞKAN

Canlisiva.org platformu içerisinde ev aksesuar fikirleri, ofis aksesuar fikirleri, farklı fikir ve materyalleri bulabilirsiniz.

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Powered by keepvid themefull earn money