Eric Owen Moss ile Röportaj

‘İstanbul kendi mimari ürünlerini ortaya koymalı’

Amerikalı mimar Moss, İstanbul’un yeni yapılanma sürecinde kendi kültürünü ezmeden projelendirilmesi gerektiğini söylüyor..

Mesleki olarak İstanbul ile ilgili ilk izleniminiz nedir? İstanbul’un coğrafi konumu son derece ilginç. Şehir sıradışı ve güçlü bir kültür taşıyor. Çok güçlü bir kent ve dünya için önemli. Enerjisi çok farklı. Ancak herkesin bildiği gibi bir trafik sorunu var. Bulunduğu yer burayı biricik yapıyor zaten ve İstanbul’un benzeri yok. 500 yılda bir yapılanıyor bu şehir. Bundan önce Bizans İmparatoru Justinyen ve sonra da Kanuni Sultan Süleyman tarafından gerçekleştirildi bu yapılanma. Şimdi de zaman sizin zamanınız.

Kentsel dönüşümde pay sahibi olabilmek isterim

İstanbul’un kentsel dönüşümü için çalışmayı düşünür müsünüz? Master planı yapılması düzen demek. Ama ben olsaydım tek mimar yerine pek çok mimarı bir araya getirip farklı parçaları birleştirirdim. Bu tür bağlamsal bir projede hem Zaha Hadid gibi bir mimarla hem de işin organizasyon tarafıyla birlikte olmaktan mutluluk duyarım. İstanbul’a bir şeyler getirebilmek açısından da oldukça memnun olurum.

 

Bu üçüncü yapılanma süreci sizce nasıl gidiyor? Şehrin mimarisi çok büyüleyici. Önemli olan bu süreçte yeni yükselen binalar ve eskiler arasındaki etkileşimi iyi ayarlamak. Tarihi özellik taşıyan yapıların bugünün yapılarıyla iletişim kurması lazım. Son dönemde yapılaşmadaki yoğunlaşma, gökdelenlerin inşası ve Levent-Maslak hattının durumu normal. Çünkü bu kent büyüyor ve gelişiyor. Şehirdeki kültürel ve ikonik binalarla kurulursa sorun olmaz. Ancak büyüme ve yükselmeye uygun teknik altyapı da sağlanmalı. Türkler de büyük yapı sistemleri tasarlayabilir. Fakat sistem mutlaka Manhattan’ın aynısı olmak zorunda değil. Kentin dokusu ile sentezlenmeli. Bu sentez yalnız ticari gayrimenkulde değil konutlarda da uygulanmalı. İstanbul, Manhattan’dan daha fazlasına sahip. Dünyada böyle bir şehir daha yok. Buranın kendine ait mimari ürünleri olmalı. Herkes yurtdışına gidip oradan bina getirip dikmemeli. Projeler buraya özgü olup buradan kaynaklanmalı ki İstanbul’daki kültürü ezip geçmesin.

Normal şehirlerin altyapısal planlamasıyla ilgili konuşuyorsunuz. Fakat Kuzey ve Güney Los Angeles’i ikiye ayıran sivil savaş hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yüzünde hüsran ve “Bu nasıl bir soru” dercesine hafife alan bir ifade gördüm. Bu iyiydi…

Bu çok olasılık dışı ve olmaması gereken bir durum. Şehrin içinde kendi aralarında savaşa eğilimli bölgeler olduğunu düşünüyorum. Eğer şehri zengin ve fakir alanlar ya da başka şekilde ikiye bölerseniz her iki topluluk arasında suç görülecektir. Eighteen Street çetesini neden Palos Verdes, Pacific Palisades ya da Los Feliz’e gittiğini görmüyoruz. Tanıdıkları ve alışkın oldukları bölgelerde birşeyler yapmaya eğilimliler. Şehirde bir diğerine karşı dizilmiş bir dölge göremezsiniz, kendi kendine karşı gelen yerler görebilirsiniz. Bazı insanlar siyah siyaha ya da kahverengi kahverengiye suç olarak adlandırırlar ve bazen birbirlerine saldırırlar. Bu tür ırkçı problemler hakkında konuşabilir, bunları sosyal ve ekonomik problemler olarak sunabilirsiniz.

Fakat, bunun Los Angeles’ta Amerikan sivil savaşına dönüştüğünü görmüyorım. Geçmişte Los Angeles’ta karmaşadan dolayı olaylar olmuştu. Fakat Federal hükümet Amerika’da bunların olmasına izin vermiyor, onları National Guard’a gönderiyor ve hepsini kapatıyor. Sivil savaşı harekete geçiren şeyin ne olduğunu bilmiyorum. Bağdat’ta ve Irak’ın diğer bölgelerinde Şiiler ve Sünniler arasında ne olduğunu anlayabilirdim.

Tekrar Dünya’da insanların şehirde savaşmasına sebep olacak durumlar olabilir. Kosova buna örnek. Los Angeles gibi bir şehri seçemezsin ve benzer bir sivil savaş başlatamazsın. Bunun sadece politik, ekonomik ya da sosyal nedeni yok. Savaşlar bu şekilde başlamaz.

Hatırladığım kadarıyla orada bulundunuz. Havana’da söylediğiniz birşeyden bir parça hatırlıyorum “Bir an önce şehirlere bir şey yapmamız lazım, bir şeyleri silmek zorundasınız. Herhangi birşey değiştirirken acil bir çatışma vardır. Şehirler hareket eder, hereket ederken savaş devam eder. Bu şekilde bir kent politikası yazmak sorunda değilsiniz. Estetik bir şekilde yazılabilir. Belki de orada söyleneni bağlamdan çıkarmamalıyım fakat bu kelimeler ile konuşmayı İstanbul’a getirmek istiyorum. İstanbul, Dünya’nın en muhteşem, coğrafi, psikolojik ve tarihi açıdan ise en karmaşık şehri. Neolotik Çağ’dan, Fenikeliler’e, Yunan’a, Romalılar’a, Bizanslılar’a ve oradan Türkler’e uzanan tarihi olan kesinlikle çok güzel bir şehir. Herkes kendi sınırlarını bırakmış. Duvarları olmayan br müzeye benziyor. Bütün kültürlerin sergisi gibi. Sinan’ın muhteşem binaları var ve hemen yanında Bizans Sarnıçları var, bu liste uzayabilir. Gaudi’nin Sagrada Familia’sını biliyorsunuz. Barselona’ya birisi geliyor, yeniden şekillendirmek ve bitirmek istiyor. Ve herkes “Hayır, bunu böyle bırakıp gitmelisiniz, bu bizim tarihimizin bir parçası ve kesin bir zamana ait. Haydi gidin…” ve Katalanlar “Hayır” diyorlar ve şimdi binayı bitirmeye çalışıyorlar. Bir yandan bu iğrenç, diğer yandan ise takdire değer çünkü şehirdeki hayatın devam ettiğini gösteriyor. Türkler alanlarını nasıl değişebileceğini ya da değişemeyeceğinin yollarını çözmeye ihtiyaçları var. Hangi bağlantılar çıkmaları ve hangi ilişkiler kalmalı. Bu karmaşık bir planlama fikrinin bir parçası. Suha Özkan’ı tanıyor musun?

Evet onunla bu okuldaki konferanstan sonra tanışmıştık. İstanbul üzerine çok zaman harcanıyor, bir şeyleri değiştirmeye çalışıyor sanıyorum. Şehrin önemli tarihini aradan çıkarmadan arsalardaki büyük ölçekli aracılık işlerini başarabilen ilginç bir insan. Bunu yapmak zorundasınız. “Metro yok, yüksek katlı bina hayır” diyerek şehri kapatamaz, gelişimini ve değişimi durduramazsınız.

Ben de katılıyorum. Özkan’ın problemi çok fazla tarih olması değil. Problem olan arsa üzerinde hak iddia edenler ve endüstri alanlarının önceki sahipleri. Özellikle Zaha Hadid’in yarışma sonucu master planını yaptığı Kartal’daki alanlar. Türk mimarlar bu özel arsada dışarıda bırakıldıkları için çok fazla karşı çıktılar, Zaha Hadid alana ve politik konulara alışkın değil. Master Plan ile ne yapılacağını bilmiyorum. Fakat eğer proje yapılırsa pek çok parsel mimarlara açılacak. Bu pek çok Türk mimar için büyük şans.

Zaha Hadid’in planının en güzel tarafının bu olduğunu düşünüyorum. Bence, bu bir çekim noktası oluşturma projesi, en son master plan önerilerinin en tutkulu ve güçlüsü. Türkiye’deki başka bir yazıda söylemiştim, eğer inşa edilirse, bu proje bir şeyleri yapmak için gerçek bir model oluşturacak. Ben de o şekilde düşünüyorum.

Eğer İstanbul’da bir bina yapma şansı verilseydi, ne tür formüller ve stratejiler geliştirirdiniz? Ben çalışmalarımda belirli bir formül kullanmıyorum. Çalışmaya başlamadan önce ne tür bir proje olduğunu görmek zorundayım. Fakat genel olarak, en azından çağdaş problemleri ve çözümlerini doğruluğunu kabul ederek ve yaşayarak, çalışarak, eğlenerek, eğlendirerek yapmak zorundasınız. İki alan arasında bir çizgide yürümek zorundasınız, bu İstanbul’da ne yaptığınız ile ilgili anlamı, Pekin’de yapmak ile aynı değil.

Eğer büyük bir alansa, mevcut olan tarihi binaları ve durumları rahatsız etmeden büyük alanları modern terimler ile yeniden tanımla şansınız olabilir. Varolan projede belirli şeyleri bilmeden soruya cevap vermek zor.

Veremem, çünkü şehirde genel terimlerle konuşabileceğimiz belirli bir alan yok. Kazakistan’da Suha Özkan ile birkaç projede çalışmıştık. Tarihi bir geçmişi olmasın ya da çok özel bir tarihi olsun ülke ile tekrar anlaşıyoruz ve şimdi yeni bir tarih taşımaya çalışıyoruz fakat buna bazı direnişler var.

Aklıma gelmişken, Kazakistan Projesi’nizdeki ilk düşüncem biraz hükümet dostu olmasıydı. Projenizin sunum paftasında, “Bu proje devasa boyutu ve önemli yeri ile Orta Asya’nın yeni sembolü olacak,” demiştiniz. Sizin “mimari projelerinizi” sevsek de sevmesek de ki konu bu değil, durum doğru olarak anlaşılmıyor. Ne demek istiyorsunuz? Kulağa herhangi bir gücü destekliyor gibi gelmiyor. Ben bunu yapmak istemedim. Bu bir hükümet projesi değil. Hükümet ile ilgili olmayan özel bir bina. Bu ülkede hükümetin kabul etmediği hiçbir şeyin yapılamacağını ayrı tutarsak, bu Türkler’in yönetim ve mühendislik anlamında rol oynadığı özel bir geliştirme projesi. Ben hükümeti desteklemekle uğraşmıyorum. Bizim ilgilendiğimiz Cumhuriyet Meydanı ki Almata’nın esas toplanma alanı.

Sci Arc’in yöneticisisiniz. Öğrencilere mezuniyete kadar nasıl bir gelecek düşünüyorsunuz? Sci Arc ticari bir okul değil. Biz akreditasyon kurullarının gereklilikleri sağlayacak bir kapasiteye sahibiz. Bununla birlikte, bizim hedefimiz, özgür, eleştirel ve entellektüel öğrenciler yetiştirmek. Dünyanın nereye gittiğini konuşmak sadece mimarlar ile konuşmak değil. Mimarların sadece kendi mesleklerinden konuşma sorunları var. Bugünlerde bina yapma sürecinde, özellikle büyük projelerle ilgili, mimarların konuşma ve mimar olması gerekmeyen insanlar ile çalışma kapasitesine sahip olmak zorundalar. Bu çok önemli. Sonuçta okulda, felsefe, bilim, mühendislik, üretim ve tarih gibi ders veren farklı disiplinlerden kişiler var. Biz olağan ya da olağandışı sesleri meslekte düşünme, anlama ve analiz etme kapasitelerini geliştirmek için biraraya getiriyoruz. Bundan sonra öğrenciler dışarı çıkmak, kendi eleştirel ve entellektüel kullanışlı ve üretken kapasitelerini oluşturacak yolu bulmak zorundalar.

Anlıyorum. Mesleğin durumunu ve nasıl farklı alanlara dallandığını tanımladınız. Ben öğrenciyken, sanki bir mimari ofiste çalışıyor gibiydiniz. Çizmeye ve kartondan maket yapmaya başlardınız. Hala böyle işler var. Belki geçmişe göre daha fazla, insanlar, anlıyor, faydalanıyor, yeni teknolojik gelişmeleri (CNC, vakum, parametrik tasarım ve BIM uygulamaları vb.) deniyor. Fakat istenen, öğrencilerin bu özellikleri ile yetenekleri birleştirmesi. Öğrencilerden yeni yazılımları ve yeni modelleme tekniklerini kullanma konusunda pek çok istek geliyor. Genellikle bu teknikler kavramsal anlayışı geliştirmede gerekli değil. Bunlar çağdaş eskiz hazırlama işleri. Öğrencilerden sadece bunlar ile değil, konseptle, fikirle, üretimle buna ek olarak en son yazılımlar ile ilgilenmeleri isteniyor. Tamamdır, artık gitmem lazım.

Kaynak: Arkitera

Yazar: Orhan Ayyüce

Kerim ÇALIŞKAN

Canlisiva.org platformu içerisinde ev aksesuar fikirleri, ofis aksesuar fikirleri, farklı fikir ve materyalleri bulabilirsiniz.

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Powered by keepvid themefull earn money